Öfke Kızgınlık Değil, Bir Sinyaldir: Çocuklarda Öfke Kontrolü Nasıl Gelişir?



Hepimiz çocukluğumuza döndüğümüzde, “büyüklere karşı gelinmez” kalıbıyla yetiştirildiğimiz için, sanki çocukken hiç öfkelenmemişiz gibi hissederiz. Oysa çocukken de öfkeleniyorduk—tıpkı bugün kendi çocuklarımızın yaptığı gibi. Fakat duygularımızı dile getirebileceğimiz güvenli alanlarımız yoktu. İçimize attığımız bu öfke, zamanla karakterimizi şekillendirdi. Bugün yetişkinliğimizde taşıdığımız suçluluk duygusunun, yetersizlik hissinin, kırılgan özgüvenin temelleri işte burada atıldı.


Günümüzde ise, kendi çocuklarımız öfkelendiğinde sıklıkla şu cümleleri duyuyoruz:

“Şimdiki çocuklar çok şımarık. Biz böyle miydik?”

Aslında fark şu: Biz de öfkeyi yaşadık, ama bastırarak. Çocuklarımızsa bunu açıkça ifade etme cesareti gösteriyor. Şimdi bize düşen, bu ifadeyi sağlıklı bir öfke kontrolüne dönüştürmelerine yardımcı olmak.





Öfke Nerede Başlar?



Bebekler bile kendilerini ifade eder: ağlayarak, ses çıkararak, gülerek… Bunların hepsi duygusal bir ifadedir. Bir ihtiyacı karşılanmadığında ağlayan bebek gibi, küçük bir çocuk da benzer tepkiler verir. Dil gelişimi henüz tamamlanmamış çocuk, ihtiyacını ya da duygusunu kelimelere dökemediğinde ağlamaya, bağırmaya, hatta vurma gibi davranışlara yönelir. Yani kontrolsüz öfke, çoğu zaman bastırılmış bir ihtiyacın dışavurumudur.


Bu konuda yapılan araştırmalar da bu süreci desteklemektedir. Örneğin; Denham ve arkadaşları (2003), çocukların duygusal öz düzenleme becerilerinin erken çocukluk döneminde aile ortamındaki duygusal ifadeler ve modellemeyle geliştiğini belirtmiştir. Yani çocuk, öfkesini nasıl yöneteceğini ebeveyninden öğrenir.


Sigmund Freud’a göre bastırılan duygular –özellikle öfke– ileriki yaşlarda nevrotik yapılara ve davranış bozukluklarına yol açabilir. Freud, çocukların duygularını ifade etmelerine izin verilmediğinde, bu bastırılmış duyguların bilinçdışına itildiğini ve bireyin ruhsal yapısını derinden etkilediğini savunur (The Ego and the Id, 1923).


Jean-Jacques Rousseau ise Émile ya da Eğitime Dair adlı eserinde çocuğun doğasına müdahale edilmemesi gerektiğini vurgular. Ona göre, “Çocuğun davranışları birer öğretmendir. Onun öfkesini bastırmak yerine, neden öfkelendiğini anlamaya çalışmalıyız.” Rousseau, çocuğun duygularına alan açıldığında onun doğasına en uygun şekilde gelişeceğine inanır.





Peki Ne Yapmalıyız?



İlk adım, kendi öfke kontrolümüzü sağlamakla başlar. Çünkü çocuklar, ebeveynlerinin davranışlarını gözlemleyerek öğrenir. Siz öfkelendiğinizde nasıl davrandığınız, çocuğunuz için bir örnektir. Kendi çocukluğunuzdan taşıdığınız bastırılmış öfkeyi fark edip dönüştürmeye çalışmak, bu sürecin önemli bir parçasıdır.


Kendini ifade edemediği için öfkelenen çocuğunuza, duygularını doğru bir dille anlatabilmesi için yardımcı olun. Örneğin:

“Seni şu anda bu şekilde anlayamıyorum. Sakinleşmeni bekliyorum. Eğer sakin bir şekilde söylersen, sana yardımcı olabilirim.”

Bu tür cümleler, hem sınır koyar hem de çocuğa bir çözüm yolu sunar.


Sınırlarınız net olmalı. Örneğin, markette iki çikolata almak için saatlerce ağladıysa, “Bir tane çikolata alma hakkın var,” deyin ve bu sınırı tutarlılıkla koruyun. Çocuk, zamanla neyin mümkün olduğunu öğrenir ve sınırlar içinde kendini güvende hisseder.


En kritik noktalardan biri de şu: Çocuğun öfkesine yüksek sesle ya da fiziksel cezayla karşılık verirseniz, ileride öfkeyle başa çıkmakta daha da zorlanan, şiddeti meşru gören bir birey yetiştirme riskiniz artar. Ancak öfkeyle baş etmeyi öğrenen bir çocuk, gelecekte kendi kararlarını verebilen, stresini yönetebilen, kaygı bozukluklarından uzak duran güçlü bir birey olacaktır.





Sonuç



Öfke, çocuk için sadece bir kriz değil; aynı zamanda bir çağrıdır: “Beni anla, beni duy.”

Bu çağrıyı bastırmak yerine duymayı ve ona rehberlik etmeyi seçtiğimizde, çocuklarımızın yalnızca öfkesini değil, gelecekteki yaşamlarını da sağlıklı bir şekilde şekillendirmiş oluruz.

Kaynakça 

Denham, S. A., Blair, K. A., DeMulder, E., Levitas, J., Sawyer, K., Auerbach–Major, S., & Queenan, P. (2003). Preschool emotional competence: Pathway to social competence?


Freud, S. (1923). The Ego and the Id.


Rousseau, J.-J. (1762). Émile ou De l’éducation.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İyi anne yoktur

Beser

Gülizer