Bir Kadının Sessiz Direnişi: Ay Perisi Cudi
Otübüsün camından dışarı bakıyorum ama etrafta ne var ne yok gözlerim görse de beynim algılamıyor. Geride bıraktıklarımı, kırgınlıklarımı, kızgınlıklarımı düşünüyorken öylece otobüsün camından dışarıya odaklanmıştı gözlerim. Kucağımda bebeğim uyuyor ve ona sımsıkı sarılmış, kitlenmiş kollarımın uyuşukluğunu hissetmiyorum. 14 gündür ben neler yaşadım böyle aklım almıyordu ama başardım. Herkese kızgın, kırgın olarak çıktığım bu yolda, kucağımda bebeğimle bu zorlu yolculuğu hiç bilmeden, kimseyi tanımadan, yol bilmeden can yoldaşıma ulaşmak için başardım. Sonunda otobüs yolculuğu bitti ve can yoldaşım, bebeğimin babasına bir buçuk yılın sonunda kavuştuk. Koşa koşa onun kollarına attım kendimi, sarıldık sımsıkı. “Nasıl geçti?” dedi. Ağlayarak “Kötü” dedim. Bana sımsıkı sarıldı ve “Hepsi geçti” dedi. Gerçekten de hepsi geçmişti ve anlatacağım hikâyedeki kahraman kadınla tanışmam asıl buradan sonra başlıyor.
Yeniden doğmuş gibi hissettiğim, doğduğum yerden okyanuslar kadar mesafede olan bambaşka bir ülkedeydim artık. Eşim, ben ve bebeğimiz yepyeni bir hayata adım attık. Bir hafta geçmişti buraya geleli. Eşim Aryan, burada bir ailenin evinin tadilatını yaptığını ve beni onlarla tanıştırmak istediğini söyledi. Evin babası Hıdır Bey ve eşi Cudi’nin üç çocuğu vardı. Bir de Cudi’nin kız kardeşi Delal. O da benim gibi zorlu bir süreçle gelmişti. Aryan, aileyi överek, takdir ederek anlattıkça Cudi’yi çok merak etmeye başladım. Onu orta yaşlı, göz kenarlarında kaz ayakları oluşmuş, biraz mesafeli, biraz bıkkın, saçına ak düşmüş biri gibi canlandırıyordum beynimde.
Bir gün onlarla tanışmaya evlerine giderken yolda düşündüm: “Bana nasıl davranırlar acaba?” Burada tanışacağım ilk kişilerdi ve buranın kültürünü çok iyi biliyorlardı. Bunu düşündükçe gitmeye çok çekiniyordum. Evlerine vardık, kapı zilini bastık ama açan kimse yoktu. O anda bebeğim huysuzlanmaya başlayınca geri dönmeye karar verdik ve tam o anda Aryan arkamdan seslendi. “Cudi kapıyı açtı!” Döndüğümde kapıyı ay perisi gibi biri açmıştı: beyaz tenli, kumral saçlı, gözleri ışıl ışıl parlayan, yaşından daha genç görünen bir kadın vardı. Tüm içtenliğiyle gülerek “Merhaba, ben Cudi” dedi.
Onunla tanışmam böyle başlamıştı. Cudi ilk başta öylece beni dinledi. Ona hayallerimi anlattıkça bana başarabileceğimi söylüyordu. Kırılan özgüvenimi bu koca ülkede o toparlıyordu. Dil de öğrenebileceğimi, meslek de yapabileceğimi, iyi bir anne de olabileceğimi anlatıyordu. Peki Cudi, sen kimdin?
Cudi, 18 yaşında ama hayatı çok iyi öğrenmiş. Ailesinde tüm sorumlulukları üstlenirken, o yaşına rağmen herkesin derdine yetişebilecek kadar güçlü bir kadın. Bir akrabasının düğününde Almanya’da doğmuş, Amerika’ya yerleşen bir akrabası ona ilk görüşte âşık olmuş. Hemen ablasıyla haber yollamış, evlenmek istemiş. Cudi buna çekimser ve kaygılı yaklaşmış ama denemeye karar vermiş. Tüm ailesini geride bırakıp, o gencecik yaşında ona âşık olan adamla Amerika’ya yerleşmiş. Çok şaşkın, ne yapacağını bilemez haldeymiş ilk başlarda. Eşi ona yol yordam gösterirken bir yandan tartışmalar, oturmayan bir düzen, aileye olan özlem onu zorluyormuş.
Bebeğini kucağına aldığında hâlâ kaygılı ve ürkek olsa da, hayallerinden hiç vazgeçmemiş Cudi. Dil öğreniyor, eşinin işlerine yardım ediyor, araba kullanmayı öğreniyor. Hep koşuyor ama durmuyor. Başaracaktı. Çocuğunun geleceği için en iyisine hazırlanmayı kafasına koymuştu. Bebeği biraz büyüyünce yine hamile olduğunu öğrenmiş. İki bebeğiyle o hayatı hep birlikte büyüyüp öğreniyor, öğretiyormuş Cudi. Başarmıştı. Dil öğrenmiş, her işini kimseye muhtaç kalmadan yapıyordu. Herkes tarafından takdir gören, sevilen bir kadındı Cudi.
Ama bir gün çok yorgun olduğunu hissetmiş. Bir şeyler ters gidiyordu ve kanser hastası olduğunu öğrenmiş. Çok korkmuş ama belli etmemiş. Onu ilk korkutan şey, “Bana bir şey olursa çocuklarım ne olacak?” düşüncesiymiş. Bu düşünce onu yiyip bitiriyormuş. Çocuklarına bakıp ağlayası gelse de gözyaşını akıtmıyormuş. Çocuklar bir şey sezmesinler diye. Kimseye anlatmıyormuş hastalığını, kimse onun için üzülmesin diye. Bunlara göğüs germek öyle zormuş ki…
Ameliyat günü geldiğinde yavrucaklarını kokluyor, bir yandan da onların bir şey sezmemesi için her şeyi içine atıyormuş. Ameliyathaneye girdiğinde doktoru “Hazır mısın?” demiş. Hazır değilmiş. Gözlerinden yaşlar boşanmış, durduramamış. Doktoru ona şöyle demiş: “Bu yol bir uçurum. Düşeceğini bilsen de devam etmelisin. Düşebilirsin, kalkabilirsin. Hayat böyle bir şey. Her şey başımıza gelebilir. Ama biz bununla başa çıkıp hayata devam etmeliyiz.”
Cudi kendini toparlamış. “Başaracağım. Çocuklarım var benim. Ben anneyim. Anne olmasam da Cudi için başaracağım.” demiş. Cudi kurtulmuş hastalıktan. Güçlü, onurlu, dik duruşu küstürememiş hayata onu. Başarmış. Dimdik durmuş ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmamış. Cudi yaşamı, kendisini daha değerli ve daha çok seviyormuş. Artık üzüldüğü şeyler onu üzmüyormuş. Kimseye hayatı hakkında açıklama, hesap verme derdi yokmuş. İki yıl sonra üçüncü çocuğunu kucağına almış. O daha şanslıymış çünkü Cudi artık kariyerli bir kadın, bilinçli bir anne hatta abla olmuştu çocuklarına. Küçük adımlarla büyük işler başarmıştı Cudi.
Kadın olmak hayatta bazen ikinci plana atılmanın, yapamazsınların, “hastalanırsan çocuğuna kim bakacak” korkusunun ta kendisidir. Cudi bu tabuları, bu kalıpları yıkmış. Başarmış. Ay perisi Cudi, şimdi tanıştığı bu kadına bu özgüveni vererek, bu tabuları yıkarak ışık saçıyordu.
**İyi ki varsın, Cudi.**
Yorumlar
Yorum Gönder