Bir Gün, Bir Kadın, Bir Yarım Hikâye: Nûroj
Şevîn abla bizi gün yemeğine davet etmişti.
Açıkçası böyle kalabalık kadın toplantıları bana hep biraz sıkıcı gelir. Ama onu kırmamak için bu kez gitmeye karar verdim. Saçlarımı alelacele topladım, üzerime sade bir şeyler geçirip evden çıktım. Amacım birkaç lokma bir şey atıştırıp, kısa bir sohbetten sonra erkenden ayrılmaktı.
Zili çaldım. Şevîn abla her zamanki güler yüzüyle kapıyı açtı ama gözlerinden yorgun olduğu belli oluyordu. Tüm içtenliğiyle beni içeri davet etti. Salon kalabalıktı. Kendime bir köşe bulup tekli koltuğa oturacaktım ki, içeriden biri seslendi:
— Güzel kızım, sen kimlerdensin?
Başımı çevirdiğimde, yüzü kırış kırış bir teyzenin meraklı bakışlarıyla karşılaştım. Sesimi duyurabilmek için üçlü koltukta iki kişinin arasına sıkıştım. Yanıma oturan kadınlar da bana dikkatle bakıyordu.
— Şevîn ablanın kuzeniyim, yardıma geldim, dedim gülümseyerek.
Sohbet ilerledikçe kalabalığın gürültüsü içinde kendimi farkında olmadan uzun bir sohbete kapılmış buldum.
Yanımda oturan bir kadın dikkatimi çekti. Başörtüsünü sıkıca bağlamıştı, yüzünde tuhaf bir hüzün vardı ama bakışları hâlâ ışığını kaybetmemişti. Yeşil elbisesiyle sessizce oturuyordu.
Adı Nûroj’muş.
Kelimelerini tane tane, dikkatle seçerek konuşuyordu. İçtenliği beni çok etkiledi.
Merakıma yenilip sordum:
— Hikâyenizi anlatır mısınız?
Dudaklarında hafif bir gülümsemeyle başını salladı ve anlatmaya başladı:
⸻
“16 yaşımda amcamın oğluyla evlendim… Benim hikâyem orada başladı.”
“Evin ilk çocuğuydum. Daha küçücük yaşta yemek yapmayı, ekmek pişirmeyi, evi silip süpürmeyi öğrenmiştim. Okula hiç gitmedim. Zaten bizim için tek hayal, iyi bir aileye gelin gitmekti.
Amcamın oğluyla evlendikten bir yıl sonra hamile kaldım. O evin ilk geliniydim. Biz çocuktuk, ama büyüklerin dünyasında büyümek zorundaydık.
Eşim İhsan çok çalışkandı. Hamile olduğumu öğrenince sevinçten gözleri parladı. Daha çok çalışmam lazım, dedi.
Kaynanam, kayınpederim, kaynım, görümceler… Hepimiz aynı evde yaşıyorduk.
Doğuma günler kala sancılarım hafif hafif başlamıştı. Kaynanama söyledim,
‘Daha var, hele şu hayvanları içeri alalım,’ dedi. Ben işlerime devam ettim.
Ama içimde büyüyen korkuyu anlatamam.
Ya bebeğim şimdi gelirse?
Nasıl doğuracağım, ne yapacağım?
Sabaha kadar sancı çektim. Sonunda suyum geldi. Hastaneye gittik…
Ama çok geçti.
Bebeğim ölü doğdu. Erkekti.
Eve döndüğümde herkes hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etti.
Ben de devam ettim. Ama içimde kopan fırtınaları kimse duymadı.
Ağladıkça azar işitiyordum: ‘Abartma artık!’
O acıyı yaşamak bile bize fazla görülüyordu.
Çünkü evin işleri daha önemliydi…”
⸻
Nûroj’un sesi titremeye başladı ama başını dik tutuyordu.
“İhsan büyük şehirde çalışıyordu. Biriktirdiğimiz parayla bir çiftlik aldık. Huzurluydu… Altı çocuğumuz oldu. Yedinciye hamileydim.
Çocuklarım ve eşim sayesinde okumayı öğrendim. Hayatı öğrendim.
İhsan benim ailem, eşim, dostum, her şeyimdi.
Her işe başlamadan önce mutlaka fikrimi sorardı.
Bir kazancı olduğunda bana altın alırdı. Ben de peynir yapıp sattım, altınları biriktirdim. Sonunda şehrin en güzel caddesinden ev aldık.
Çocuklarım büyüdü, üniversiteye giden bile oldu.
Evliliğimiz herkesin dilindeydi. Artık sadece köyde, ev işlerinin içinde kaybolmuş biri değildim.
Büyümüştüm, çocuklarımla birlikte.
Ta ki…”
Duraksadı.
Gözleri doldu. Elini dizine koydu, başını dimdik tutup devam etti:
“Bir gün İhsan rahatsızlandı. Ama hep ‘önemli değil’ deyip erteledi.
Kızımın mezuniyetinde hastaneye gitmeye ikna ettim.
Mide kanseriymiş.
Tedaviye başladı ama işinin başından hiç ayrılmadı.
Bir sabah ağladığını duydum… Sessizce. Uyandığımı fark etmedi.
Evden çıkınca ben de ağladım. Hıçkıra hıçkıra.
O güçlü durmak istiyordu ama korkuyordu. Ölümden mi, yoksa yaşayamadıklarımızdan mı bilmiyorum.
Ben de korkuyordum. Onsuz kalmaktan, çocuklarımı tek başıma büyütmekten, ‘dul’ denilmekten… Kadınca, insanca korkulardı.
Oğlumun düğününe hazırlanırken fenalaştı.
Yetişemedi.
Onu kaybettim.
Yatağımda kocaman bir boşluk… Omuzlarımda tarifsiz bir ağırlık kaldı.
Dışarda ağaçlar yeşeriyor, kuşlar uçuyor, arabalar geçiyor…
Ama ben hiçbirini göremiyorum.
Yine de yaşamalıyım.
Çünkü çocuklarım var.”
⸻
Nûroj sustu.
Başını eğmeden, gözyaşlarını saklamadan.
Ben ondan daha çok ağladım o an.
Ellerini tuttum, sessizce sarıldım.
— Hayat devam ediyor Nûroj abla, dedim.
Ama eksik…
Yorumlar
Yorum Gönder