Anne Oldum, Ama Neden Bu Kadar Kızgınım?
Hepimizin anne baba olmadan önce, özellikle biz kadınlar, anne olmadan önce hayal ettiği ideal bir anne profili vardır. Çocuğumuzu böyle giyindireceğimizi, yemeğini, beslenmesini, onunla oynayacağımız oyunları, onunla ilgileneceğimizi, konularını… Hepsini hepsini hayal ederiz. Hamile kaldığımızda bu adımları atmaya başlarız. Özellikle ilk hamilelikte her şeye en derinden çok dikkat ederiz.
Sonra çocuğumuz olur, onu kucağımıza alırız. İlk annelik deneyiminde özellikle. Lohusalık biraz daha ağır geçer veya bunu daha rahat atlatanlar olabiliyor aramızda. Lohusalıktan sonra, bunu da geçerekten sonra çocuğumuz büyümeye başladığı andan itibaren o yorgunluğun, uykusuzluğun, yalnızlık hissinin de verdiği sebepten dolayı öfkeli patlamaları yaşayabiliyoruz.
Birden kendimizi çocuğumuza bağırırken görürüz. O an kendimizi dünyanın en kötü annesi, hatta en kötü insanı hissedebiliriz. Bu duygu hep vicdan azabıyla karışık, bir yandan da tutamadığım, öfkemin kontrol edemediğimde bizi baş başa bırakır.
Etrafımda bununla ilgili terapi almak isteyen çok anne duydum. Bu konuda çok üzülen çok anne gördüm. Çocuğuna bağırdığı için üzülen, bazıları şiddete kadar buna yol açıyor. Bunun yanlış olduğunu biliyor ama tekrar tekrar devam ediyor. Neden mi?
Çünkü çocukluk travmalarını atlatamadığı, çocuklukta yaşadığı kaos, çocuklukta gördüğü şiddet annelikle çocuğa devam ediyor. Bu sadece anneler için değil, babalar için de böyle. Çocuklukta yaşadığı travmalar, ataerkil sistemin verdiği roller, kalıplar, hepsi her ne kadar anne baba birleşse de çocuğumuza karşı onu yetiştirirken izleri her zaman devam eder.
Böyle olunca büyük bir çatışma içine gireriz. İyi anne baba olma, ideal anne baba olma, çocuğuma iyi yetiştiriyor muyum, ona yetebiliyor muyum? Biz bu çatışmayı yaşadıkça öfke krizlerimiz, yetememe duygusu, kendimizde olan özgüvenimiz azalabiliyor.
Peki ne yapmalıyız? Bu durumda kendimizi nasıl yönetmeliyiz?
Öncelikle kendimizi iyi tanımalıyız. Öfkemizi kontrol edemediğimizin sebebini iyi düşünmeliyiz. Bunun altında yatan sebepleri kendimize dürüstçe açıklamalıyız. Biz bunun yanlış olduğunu biliyoruz ama devam ediyorsak, kendimizin de insan olduğunu unutmamalıyız.
Bu öfke kontrolsüzlüğünü nasıl yönetebiliriz? Çocukluğumuza dönmeliyiz. Çocukluğumuzu iyi dinlemeliyiz. Bizi üzen neydi? Biri bize bağırdığında biz kendimizi nasıl hissediyorduk? Nasıl tepki veriyorduk ya da veremiyorduk? Biz bunu normalleştiriyorduk.
Peki bunu fark ettiğimizde ne yapmalıyız? Kendimize sevgiyle yaklaşmalıyız. Çünkü o küçük çocuk biziz, hala içimizde yaşıyor. Ona sarılmalıyız, onu anlamalıyız. Bu içsel şefkati geliştirdiğimizde, annelikte yaşadığımız öfke patlamalarını daha iyi yönetebiliriz.
Ayrıca, öfkemizi kontrol etmek için nefes egzersizleri, meditasyon ya da yürüyüş gibi kendimize iyi gelen yöntemleri keşfetmeliyiz. Kendimize zaman ayırmak, destek almak da çok önemli. Bazen dışardan profesyonel yardım almak, terapistlerle çalışmak, bu süreci daha sağlıklı geçirmemizi sağlar.
Unutmayalım ki, mükemmel anne yoktur. İyi anne olmaya çalışmak, kendimizi affetmek ve büyümek en değerli şeydir. Öfke, annelikle gelen bir duygu olabilir ama onu tanıyarak, anlayarak, kendimize şefkat göstererek sağlıklı bir şekilde yönetebiliriz.
Yorumlar
Yorum Gönder